Savaş Vurguncuları Şimdi Mülteci Vurguncusu da Oldu

502

Nika Knight

Silah tüccarları, savaş yorgunu Orta Doğu’yu silahlarla istila ediyor ve sonra da AB ile mültecilere karşı sınırların militarizasyonu konusunda lobi yapıyor-böylelikle çatışmalardan her türlü kâr elde ediyorlar.

Avrupa büyük ölçüde nefret dalgası ile kışkırtılmış Brexit oylamasını kabullenirken yeni bir rapor, savaş tacirlerinin Orta Doğu’nun sonu gelmeyen çatışmalarından ve bunun yanı sıra aynı istikrasızlık ve şiddetle yaratılan mülteci dalgasından servet yapmak için AB politikasını nasıl etkilediğini açığa çıkarmaktadır.

2016 yılında, Avrupa Silah Ticaretini Durdurun İnisiyatifi ve Transnational Institute (TNI) tarafından birlikte yayınlanan  Border Wars: The Arms Dealers Profiting from Europe’s Refugee Tragedy (Sınır Savaşları: Silah Satıcıları Avrupa’nın Mülteci Trajedisinden Kâr Elde Ediyor) isimli rapor, silah tüccarlarının 21. yüzyılın sonu gelmeyen çatışmalarında kâr peşinde koşturmalarını ortaya koyuyordu.

Rapora göre “mülteci krizinden ve özellikle de Avrupa Birliği’nin sınır güvenliği yatırımlarından nemalanan bir çıkar grubu var. Bunlar sınır koruma görevlilerine ekipman, sınır denetimi için izleme teknolojisi ve nüfus hareketlerini kayıt altına almak için bilgi teknolojisi altyapısı sağlayan askeri şirketler ve güvenlik şirketleridir.”

Bu şirketler, “AB’nin cömert fonlarının pasif faydalanıcıları olmanın ötesinde, Avrupa’nın sınırlarının güvenlikleştirilmesini aktif biçimde desteklemekte ve bunu yapmak için daha zalimane teknolojileri sağlamakta istekli davranmaktadırlar”.

Rapora göre, bu aktörler geçtiğimiz on yılda Orta Doğu’daki kontrol edilemez çatışmaları havadan gelen servet kaynağı olarak değerlendirdiler: “Çok sayıda büyük uluslararası silah şirketi, yatırımcıları kendi iş alanlarının gelecekteki kazancı hakkında cesaretlendirirken Orta Doğu’daki istikrarsızlığa işaret ediyorlardı. Avrupa devletleri tarafından desteklenen ve bölgede Avrupa menşeli silahları aktif biçimde yayan silah şirketleri, kısıtlayıcı silah ihracatı politikalarının dayatılmasına, en hafif ifadeyle, mukavemet etmektedirler”.

Raporda işaret edildiği üzere “AB üyesi devletler, 2005’ten 2014’e dek, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya 82 milyar Euro’nun üzerinde bir rakama tekabül eden silah ihracat lisansı sağlamışlardır”.

Rapor, çok taraflı çatışmaların aktörlerine, örneğin Suriye iç savaşı, Orta Doğu dışından yüksek teknolojili silahların kesintisiz arzı ile düzenli silah akışının nasıl sağlandığını-ve böylece çatışmaların devamlılığının nasıl garanti altına alındığını- detaylandırıyor.

Ve bu savaşlar Avrupa’da sığınma arayan çok sayıda mülteci yaratırken, aynı şirketler mültecilere karşı sınırlarının güvenlikleştirilmesi yönünde AB’ye yönelik lobi yapıyorlar- böylece militarizasyon sektöründekilere fazlaca kâr yaratıyorlar.

Silah Ticaretini Durdurun İnisiyatifi ve TNI, “endüstrinin temsilcilerinin, hükümet yetkililerinin, askeri ve güvenlik personelinin yıl içinde konferanslar, fuarlar ve yuvarlak masa toplantılarında bir araya geldiğini” de ortaya koymuştur.

Raporda, Warwick Üniversitesinde Uluslararası Güvenlik alanında profesör olan Nick Vaughan-Williams’a referansla “bu toplantılarda, yeni teknolojilerin sunumunun yeni politikaların ve sınır güvenliği ile göç yönetimi alanında yeni pratiklerin formülasyonuna cevap olmakla kalmayan aynı zamanda onları olanaklı kılan ve yönlendiren döngüsel kültürü tanımlamak mümkündür” diye belirtilmektedir.

Ve raporda “Sınır güvenliğine dair bu özel fuarlar ve kongreler görece yenidir. Hepsi son on yılda başlamıştır.” denilmektedir.

Common Dreams’e konuşan Silah Ticaretini Durdurun İnisiyatifi üyesi Mark Akkerman “AB sınır güvenliği politikalarının şekillenmesinde, bu politikaların güvenlikleştirilmesinde ve militarizasyonunda ve özellikle gözetim teknolojileri ile bilgi alışverişinin yaygınlaşmasında askeri ve güvenlik endüstrisinin etkisinin oldukça büyük olduğuna inanıyorum” demiştir. Endüstrinin çabaları, AB sınır kurumları (bu kurumlardaki üst düzey göreviler ve politikacıları da içerecek biçimde) ile fikirlerin tartışıldığı ve sonrasında bunların AB’nin yeni politika metinleri haline geldiği düzenli etkileşimi içermektedir.

Akkerman “Örneğin, endüstri yıllarca AB sınır kurumu olan Frontex’in Avrupa-ötesi sınır güvenliği kurumuna dönüşmesi yönünde girişimlerde bulunmuştur” diye eklemiştir. “Avrupa Komisyonu tarafından gündeme getirilen ve Frontex’in halihazırda sahip olduğundan çok daha fazla güce (kendi araçlarına sahip olma, üye ülkelere doğrudan müdahalede bulunma, üye ülkeleri sınır güvenliği kapasitelerini güçlendirmeye zorlayan bağlayıcı kararlar alma) sahip olacak olan yeni Avrupa Sınır ve Kıyı Kontrol Ajansı tam olarak böyle oluşturulmuştur” diye belirtmiştir.

Raporda “Avrupa Sınır ve Kıyı Kontrol Ajansı’nın kuruluşu gerçekleşirse bu kararın, üye ülkeleri ikincilleştirme ihtimalini de içerecek biçimde bu ülkeleri sınır kontrollerini güçlendirmeye, ekipman alımı ile ellerindeki ekipmanları iyileştirmeye zorlayan ve kontrolün AB’de olduğu sınır güvenliği sistemine radikal bir kayma anlamına geleceği” ifade edilmektedir.

Rapor, “Tahmin etmek zor değil, bu durum, mültecileri daha tehlikeli rotalar kullanmaya itecek ve insan ticareti işini güçlendirecek. Askeri ve güvenlik endüstrisi içinse bu, ajansın kendisinden ve üye ülkelerden daha fazla sipariş anlamına gelmektedir” ifadesiyle devam etmektedir.

Akkerman AB’nin bu kâr odaklı süreçte insan haklarını yok sayan hayret verici tutumuna değinmektedir: Bu süreçte mültecilerin insan hakları vitrinlik amaçlar dışında yer bulamamaktadır. Politika yapıcılar ve endüstri, sınır güvenliğinin yükselişini ve militarizasyonunu arama ve kurtarma kapasitesinin güçlendirilmesi bağlamında bazen insani bir çaba olarak pazarlamaya kalkışmaktadır. AB mülteci ölümlerinde tüm suçu ısrarla insan tacirlerine yüklemeye çalışmaktadır. Bu da “insan kaçakçılarının çalışma modelini ortadan kaldırmaya” dönük çabaları daraltmakta ve hatta başarı için daha çok silahlanmaya itmektedir.

Bu durum işleri daha da kötüleştiren bir döngü yaratmaktadır. Kontrol ve baskı arttıkça, mülteciler daha çok ölümle sonuçlanan daha büyük riskler almaya zorlanmaktadır. Uzmanlar (akademisyenler) ve insan hakları örgütleri yıllardır bununla ilgili uyarılarda bulunmaktadır ancak bu uyarılar görmezden gelinmektedir.

Öyle görünüyor ki ölümler arttıkça ve çatışmalar nedeniyle yerinden edilen insan sayısı yükseldikçe korku tellallığı ve vurgun- ve yıkıcı insan hakları ihlalleri- devam edecektir.

Aşağıdaki bağlantıda bulunan İngilizce aslından Cahide SARI tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

https://www.commondreams.org/news/2016/07/04/report-shows-how-war-profiteers-are-now-refugee-profiteers-too?fbclid=IwAR3rQnQjYzpjExo_43l5oKb1Nk4lYS7oGeLkJ2c4LD_kYNCNN3cvPHHmCnk